ARRIVAL: O NOKTAYA VARDIK MI?

Festivallerle ilgili şöyle bir lanetim var: Hangi film festivaline gidersem gideyim tüm filmleri aynı noktadan, neredeyse aynı koltuktan izliyorum. Film değişiyor, şehir değişiyor ama benim yerim hep sabit kalıyor. Arkalara doğru sağ çapraz.

Farklı bir bakış açısı görmek için gittiğim filmleri, ironik bir şekilde aynı bakış açısından izlemek zorunda kalıyorum böylece.

Filmekimi’nde izlediğim Arrival’da da durum değişmedi. Onu da arkalara doğru perdeyi sağ çaprazdan gördüğüm bir açıdan izledim.

Filme geçmeden gösterimle ilgili bir not paylaşayım: Filmekimi, filmin gösterildiği 3. festival olduğundan filmin kaydedilmemesi konusunda büyük bir titizlik vardı. Filmden önce “aranızda güvenlik görevlileri dolaşabilir, lütfen rahatsız olmayın” diye bir uyarı bile yaptılar.

ARRIVAL’IN FARKI

Uzaylıların dünyamızı ziyaret ettiği tüm filmlerde esas problem, onların dost canlısı olup olmadığıdır. Uzaylılar da geldikleri ilk anda bunu belli ederler.

Arrival, o açıdan türün diğer örneklerinden farklılaşıyor. Çünkü Arrival özünde, insanların uzaylılarla iletişim kurma hikayesini anlatıyor.

Bu filmi ben çekseydim, “aynı dili konuştuğumuz insanlarla iletişim kurmakta ne kadar zorlandığımıza” odaklanır, “dillerini çözmekte zorlandığımız uzaylılarla ortada dil bile yokken nasıl yakınlaştığımız” üzerine giderdim. Finalde de “iletişim kurmak için dile ihtiyacımızın olmadığı” üzerine bir şeyler söylerdim.

KAHRAMANIN YOLCULUĞU

Tüm mitleri, hikayeleri, destanları inceleyen Joseph Campbell, The Hero With A Thousand Faces kitabında, tüm hikayelerin tek bir hikayeden çıktığını iddia ediyor. Bu hikayeye de Kahramanın Yolculuğu (Hero’s Journey) diyor. Filme Joseph Campbell’in Hero’s Journey monomitinden bakalım.

Yola Çıkış
Kahraman olarak Dr. Louise Banks’in önderliğindeki insanoğlunu; ona rehberlik eden öğretmen olarak da uzaylıları düşünebiliriz.
Monomite uygun bir şekilde uzaylılar dünyayı ziyaret ederek insanoğlunu maceraya çağırır. (Maceraya davet)
Dr. Louise Banks, yetkililer kendisine ilk ulaştıklarında onları reddeder, sonra da bu yolculuğa çıkması kaçınılmaz olur. (Davetin reddi ve yola çıkış)

Yolculuk
Bu yolculukta kahramanımız defalarca sınanır, karşısına evine dönmek isteyen askerlerin sabotajı ya da diğer ülkelere inen gemilere yapılan saldırılar gibi engeller çıkar. (Sınanmalar)

Eve Dönüş
Finalde kahramanımız Dr. Louise Banks, uzaylıların dillerini öğrenerek Çin genelkurmay başkanını uyarır ve bir saldırının önüne geçer. Evine de kahraman olarak döner. (İlahi yardım ve yaşamak için özgür)
Her kahraman evine daha kompleks bir halde yani kendini geliştirmiş olarak, dersini almış olarak döner. Peki Dr. Louise Banks önderliğindeki insanoğlunun bu yolculuktan aldığı ders nedir? 

ARRIVAL’IN DİLİ

Arrival’da heptatod’ların yani uzaylıların kullandığı dil şekil olarak Zen Budizm’deki “enso” sembolüne oldukça benziyor. Enso, bir ya da iki fırça darbesiyle yapılan bir çember. Aklın düşünce öncesi halini yani kişinin zihnini tüm düşüncelerden arındırdığı hali ifade eder.

Zen Budizm’de kişinin aklını düşüncelerden arındırması aydınlanma anlamına gelir. Çünkü bu dünyadaki tüm acılarımızın sebebi düşüncelerdir. Düşünceler öncelikle iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi ikilikler üretir. Bu ikilikler de bizim bir şeyi olduğu gibi görmemizi engeller. Bizi sınırlar. Düşünceleri aradan çıkarınca biz her şeyi olduğu gibi görmeye başlarız ve asıl ruhumuz yani Buda ruhu aktif hale gelir.

enso_zen1

Filmde heptatod’ların bu dili kullanmalarının çok spesifik bir nedeni var. Hatırlayalım, filmin başlarında “dilimizin, düşüncelerimizi şekillendirdiği” üzerine bir replik duyuyoruz.

Arrival’ı insanın aydınlanmak yolculuğu olarak düşünürsek; aydınlanmak yani aklımızı düşüncelerden arındırmak yani enso çemberine girmek için öncelikle düşünce şeklimizi oluşturan var olan dilimizden kurtulmalıyız. Yeni bir dil öğrenmeliyiz.

İşte bu yüzden uzaylıların kullandığı alfabe, Zen Budizm’deki enso çemberi yani “düşüncelerden arınmışlığın, aydınlanmanın” sembolü.

Peki bu aydınlanma bize neler öğretiyor?

arrival-trailer1-screen2

ÖĞRETİLER: ZAMAN

Dilimize bir bakalım:
Tüm dillerde gelecek zaman, şimdiki zaman ve geçmiş zaman gibi yapılar vardır. Bu da bize zamanın doğrusal olduğunu söyler.  Bu düşünce yapısında geçmişi hatırlayabildiğimiz halde gelecek henüz gerçekleşmediği için belirsizdir.

Jaco Van Dormael’in Mr. Nobody filmi de tam da bunun üzerinedir. 5 yaşındaki Nemo’nun annesine ne dediğini hatırlayalım:

Geçmişi hatırlıyoruz da neden geleceği hatırlayamıyoruz? Anneye bunu sorduğunuzda “nedenini sormayı bırak, bu çok karışık” der.

Peki ya gelecek de geçmiş de aynı anda gerçekleşiyorsa? Zaman doğrusal değil de çok boyutluysa?

… Sonunda Buda, meditasyonu 2 boyut olarak anlattı: Şartlı boyut (samskrita) ve şartsız boyut (asamskrita).

Şartlı boyutta, doğum, ölüm, önce, sonra, içerisi, dışarısı, küçük ve büyük vardır.

Şartsız boyutun dünyasında doğum ve ölüme, gelmelere ve gitmelere, önceye ve sonraya bağlı değiliz.

Şartlı boyut tarihi esasa aittir. Denizdeki dalgadır.

Şartsız boyut ise nihai esasa aittir. Denizin kendisidir.

The Heart Of The Buddhas Teaching – Thich Nhat Hanh

Harmony; 1st Broadway Books (July 22, 2015); Location 1213; Kindle Edition

Arrival’da kahramana yol gösteren rehberimiz yani uzaylılar, zamanın doğrusal olduğunu düşünmemizi sağlayan dillerimizden kurtulmamız gerektiğini söyler.

Dr. Louise Banks, uzaylıların dillerini çözmeye çalışırken onlar gibi düşünmeye başlar ve bu da onun geleceğe dair anılar görmesini sağlar. Dili tam olarak çözdüğünde de geleceğe ait bir anısı yardımıyla Çin genel kurmay başkanının savaş çıkarmasını engeller.

Yani kahraman, ruhani rehber yardımıyla zamanın doğrusal olmadığı üzerine dersini almıştır. Yeni öğrendiği dil sayesinde düşünme şekli tamamen değişmiştir. Bu da onun, doğrusal olmayan zamanda geleceği görebilmesini sağlamaktadır.

Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde profesör olan Robert Lanza 2007 yılında “biocentrism” diye bir kavram/alan öne sürer. (Biocentrism hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için Lanza’nın Beyond Biocentrism: Rethinking Time, Space, Consciousness, and the Illusion of Death kitabına bakabilirsiniz.)

Biocentrism’de zamanı bir müzik CD’si olarak düşünebiliriz. Şarkıların hepsi her zaman o CD’dedir. Değişen tek şey bizim oradan hangi şarkıyı dinlediğimizdir. Yani CD’deki tüm anlar aynı anda gerçekleşir.

arri%cc%87val-2

ÖĞRETİLER: KUCAKLA

Filmdeki kahramanımız Dr. Louise Banks, uzaylıların dillerini çözerek zamanın doğrusal olmadığını öğrenir ve kendi geleceğine ait anılar görür. İşte şimdi dünyanın en eski sorularından birine geldik: Geleceğini görsen, sana neler olacağını bilsen; bunu değiştirmek ister miydin?

Bu sorunun Arrival’daki cevabına geçmeden önce bu soruyu soran diğer filme bir bakalım. Marc Foster’ın Stranger Than Fiction filminde karakterimiz Harold, kendisinin yaşayan bir roman karakteri olduğunu öğrenir. Romanın yazarının kendisini öldürmek istediğini öğrenince de buna engel olmaktan vazgeçer.

PROFESÖR HILBERT: Neden kitabı değiştirdin?

KAY EIFEL: Çünkü bu kitap öleceğini bilmeyen bir adamın ölmesi üzerine. Ama adam öleceğini biliyor ve yine ölüyorsa, kendi isteğiyle ve buna engel olabileceğini bilmesine rağmen yine de bunu yapıyorsa, o zaman bu adam hayatta tutmak isteyeceğin türden bir adam değil midir?

Stranger That Fiction’daki Harold, kendi geleceğini kendi nihai geleceği olarak kabul ediyor. Bunu değiştirme imkanı olmasına rağmen bunu değiştirmiyor. Çünkü Harold, bu geleceğinin onun için daha anlamlı olduğunu düşünüyor. Yani filme göre, Tanrı bize geleceklerimizi değiştirme imkanı verse bile; biz yine de bizim için önceden seçilen yolu seçerdik.

Şimdi Arrival’a geçelim.

Arrival’daki kahramanımız Dr. Louise Banks, filmin sonlarına doğru şöyle diyor:

Yolculuğumu ve nereye varacağını bilmeme rağmen onu kucaklıyorum. Ve onun her bir anına sarılıyorum.

Tasavvuf anlayışının merkezinde “kucaklama” düşüncesi vardır. Bu düşünceye göre olan her şey benim misafirimdir. Bana düşense onları kucaklamaktır.

İnsanın bedeni, bir konuk evine,

Çeşitli düşünceler de ayrı ayrı konuklara benzer.

Arif, o neşeli ve gamlı düşüncelere razıdır,

Adeta gariplerin hatırını hoş eden Halil Peygambere benzer.

Onun kapısı da konuğu ağırlamak için daima kâfire de açıktı,

Mümine de, emin olana da açıktı, haine de.

Bütün konuklara güler yüz gösterirdi.

Delikanlım, bu denen bir konuk evidir.

Her sabah, oraya koşa koşa bir yeni konuk gelir.

Sakın bu, benim boynumda kaldı deme.

Şimdicik yine uçar, yokluk âlemine gider.

Gayb aleminden gönlüne ne gelirse konuktur, onu hoş tut.

Mesnevi V. Cilt; 3644 – 3646

Doğan Kitap, Çeviren: Veled Çelebi, Sf. 630

Her gün, gönle gelen düşünce o gün,

Sabah çağı gelen konuğa benzer,

Ev sahibine hükmeder, huysuzlukta bulunur.

Ev sahibi olmanın şanı, konuğu görüp gözetmek,

Ağırlamak ve nazını çekmektir.

Konuk evine her gün nasıl bir yüce konuk gelirse

Onun gibi her an da sana bir fikir gelir.

Canım, fikri bir adam say.

Çünkü adam, fikirle değerlidir, fikirle diridir.


Gam fikri, neşe yolunu vurursa gam yeme.

O, hakikatte başka neşeler hazırlamadadır.


O, hayrın aslından yeni bir sevinç,

Yeni bir neşe gelsin diye evi, başkalarından sıkıca süpürür.

Mesnevi V. Cilt; 3676 – 3680

Doğan Kitap, Çeviren: Veled Çelebi, Sf. 630

Senin de gönlüne yeniden yeniye belâlar geldikçe

O belâları güle güle karşıla.

Ey yaradanım, beni o belânın şerrinden sakla bekle.

O yüzden gelecek ihsanları bana haram etme,

Beni o lütuflara kavuştur.

Mesnevi V. Cilt; 3693 – 3695

Doğan Kitap, Çeviren: Veled Çelebi, Sf. 631

Kahramanımız Dr. Louise Banks, tasavvuftaki anlayışı bir adım ileri götürüyor. Gelen her şeyi ne geleceğini bilsem bile kucaklamalıyım diyor.

SONUÇ

Martin Scorsese bir filme başlamadan önce kendisine şöyle sorarmış: Söyleyecek bir sözüm var mı? Arrival, söyleyecek sözü olan, bir bilim kurgu hikayesini hem felsefi hem de bilimsel açıdan yeni bir yere taşıyan bir film. Belki de bu yılın en iyi filmi.

12 YORUM
  • Bekir
    Cevapla

    Harika bir film analizi.

  • tuğba
    Cevapla

    gerçekten çok yönlü ve farklı bir bakış açısı sergilemişsiniz.harika.

  • Gokhan
    Cevapla

    Bu analiz sayesinde film gözümüzde daha anlamlı hale geldi.

  • Yılmaz
    Cevapla

    Güzel örneklerle iyi bir analiz olmuş ancak bazı konulara cevap verememişsiniz, yüzeysel kalmış, mail adresiniz varsa paylaşabilirim

    Sevgiler

    • Ömer Ceran
      Cevapla

      mail adresimi “footer”da yani her sayfanın en altındaki siyah alanda görebilirsin.

  • aysun
    Cevapla

    zamanın doğrusal olmayışı konusu bunu anlamaya calistikca ve düşündükçe haz aliyorum 👀
    bu film cok heyecanlandirdi ve bu analiz daha çok

  • Naz
    Cevapla

    Alıntıların ve farklı film replikleriyle kurulan bağlantıların zenginleştirdiği çok başarılı bir analiz olmuş.
    Ve “iletişim kurmak için dile ihtiyacımızın olmadığı”, gerçekten filmin ardından düşünülmesi gereken önemli yaklaşımlardan..
    Çok teşekkürler, böyle güzel, alışılmışın dışında bir bakış açısı sunduğunuz için.

YORUM YAP

Arayış