BEDENİMİ KAYBETTİM (I LOST MY BODY)

25 Aralık Çarşamba günü, uzun süredir beklediğim bir filmin özel gösterimi vardı. Bedenimi Kaybettim filminin. Biletler hafta sonu satışa çıkınca hemen almak istedim. Film, sadece iki sinemada gösteriliyordu: Kadıköy Sineması ve Beyoğlu Sineması. Ama hangi sinemada gideceğime karar veremedim. Ben de o gün karar veririm diye her iki sinemadan da bilet aldım. Hayatımda daha önce hiç, aynı film için 2 ayrı sinemadan aynı saate bilet almamıştım.

ekran-resmi-2020-02-06-19.28.07

Amelie’nin senaristi Guillaume Laurant’ın yazdığı I Lost My Body (Bedenimi Kaybettim), merkezinde bir aşk hikayesi barındıran ve bu aşk hikayesiyle varoluşsal bir soruya cevap arayan bir film. Bedenimi Kaybettim, aynı zamanda söylemek istediklerini sembolik öğelerle söyleyen de bir film. Yazının bundan sonrası filmin sürprizlerini içerdiği için filmi izlemeyenleri uyarmak istedim.

KADER Mİ ÖZGÜR İRADE Mİ?

Bedenimi Kaybettim, dünyanın en eski sorularından birisine cevap arıyor. O da şu: Hayatlarımız, önceden belirlenmiş bir yol mu izliyor? Yoksa kaderimizi biz mi çiziyoruz? Filmde Naoufel ve Gabrielle arasında şöyle bir diyalog geçer:

Naoufel: Kadere inanıyor musun? Cidden soruyorum.

Gabrielle: Yani her şeyin önceden yazıldığına mı? Bizim için belirlenmiş bir yolu takip ettiğimize mi?

Naoufel: Evet

Gabrielle: Ve bizim hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimize?

Naoufel: Değiştireceğimizi düşünüyoruz ama değiştiremeyiz. Bu bir yanılsama. Ancak, tamamen öngörülemeyen ve mantıksız bir şey yaptığımızda kaderimizi değiştirebiliriz. Kadere çalım atmanın tek yolu bu.

BEDENİMİ KAYBETTİM (I LOST MY BODY)

Naoufel’e göre hayatımız önceden çizilmiş, belirli bir yolu izliyor. Ve biz de ona uygun bir şekilde davranarak o yolda kalmamızı sağlıyoruz. Ama, normalde yapmayacağımız bir şey yapınca, gitmeyeceğimiz bir yere gidince kaderimizi değiştirebiliyoruz. Naoufel de normalde inmeyeceği durakta trenden iniyor. Gabrielle’i takip edip onun amcasının yanında işe giriyor. İşte Naoufel, kaderini böyle değiştiriyor.

FİLMDEKİ SEMBOLLER

Kopmuş El
Kopmuş el, geride bırakamadıklarımızı anlatıyor. Yani geçmişimizi. Hayatımız boyunca peşimizi bırakmayan, bizi bulmaya çalışan geçmişimizi… Ama geçmiş bizi bulsa bile hayatımıza onunla bir bütün olarak devam etmemiz mümkün değil.
Bedenimi Kaybettim’de kopmuş el, Naoufel’i buluyor, Naoufel yatarken kendisini kopan kısma koyuyor, ama Naoufel’in vücuduyla bir bütün olamıyor.

Bedenimi Kaybettim

Peki Naoufel için geçmiş nedir? Geçmiş, Naoufel’in kaybettiği ailesidir. Naoufel, yanında taşıdığı ses kayıt cihazında ailesiyle konuşmalarını kaydetmişti. Ve sürekli o sesleri dinliyordu. O seslerle hayatına devam ediyordu. Asla yeni ses kaydetmiyor, hep eskileri dinliyordu.
Ama Naoufel’in hayatına bir şekilde devam etmesi gerekir. Binadan atladığı sahneyi hatırlayalım. Naoufel işte ilk defa o an eski sesi dinlemeyi bırakır ve yeni bir ses kaydeder. Kaydettiği ses, atlamadan hemen önceki rüzgarın sesidir.

İşte o yeni ses sonrası Naoufel, kopmuş eli geride bırakır ve bir binadan diğerine atlar. Bu atlayıştan sonra da kopmuş el geri döner. Çünkü Naoufel için artık geçmiş geride kalmıştır. Şimdiyse yeni şeyler söyleme vaktidir.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Mevlana

Yeniliğe Doğru

Bugünün Diliyle Mevlana

A. Kadir, 4. Baskı (1966), Sayfa: 105

Bedenimi Kaybettim

Sinek
Filmin başında, bir sineği yakalamaya çalışan küçük Naoufel’e babası şöyle der: “Sineği yakalamak için onun bir sonraki adımını düşünmen ve ona göre hareket etmen gerekir.”
Ama Naoufel, hayatı boyunca sineğin hep o an bulunduğu konumdan onu yakalamayı dener. Ve hiçbirinde de yakalayamaz. Fakat, o aletle tahtaları keserken sineğin bir sonraki adımını öngörür ve hareketini o yöne doğru yapar. Ama sineğin bir sonraki adımına göre hareket etmek, ona zarar verir. Sineği yakalar, ama elini kaybeder.

Sinek, gelecektir. Ve geleceği yakalamanın bir bedeli vardır. Geleceği yakaladığımızda şu an sahip olduklarımızı kaybederiz. O yüzden bize düşen tek şey, şu anın hakkını vermek olmalı. Sineği yakalamak gibi bir uğraş içinde olmamalıyız. Çileğin tadını çıkarmalıyız. Çilek mi? O da bir Zen hikayesinden bu yazıya misafir oldu.

Arazide ilerleyen bir adamın karşısına birden bir kaplan çıkar. Adam kaplanı görür görmez kaçar. Kaplan da adamın peşine düşer ve adamı bir uçurumun kıyısına kadar kovalar. Kaçacak yeri kalmayan adam, uçurumdan aşağı sarkan bir asma dalına tutunur. Hemen üzerinde bulunan kaplan da dalı koklamaya başlar.

Elleri titreyen adam uçurumdan aşağı baktığında orada onu yemeyi bekleyen bir kaplan daha görür. Adamı orada iki kaplan arasında tutan tek şey o daldır.

Biri siyah biri beyaz iki fare, o dalı kemirmeye başlar. O sırada adam hemen yanı başında leziz bir çilek görür. Bir eliyle dala tutunur, diğer eliyle de o çileği koparır ve şöyle der: “Ne kadar da tatlı bir çilek bu.”

122 Zen Koans

Edited by Taka Washi

Kindle Edition

Loc: 231

Hikayede geçen aşağıdaki kaplan geleceği; yukarıdaki kaplan da geçmişi resmediyor. Çilek ise şimdiyi… Çileği yemek yerine yukarıdaki kaplanı düşünmeyi ya da aşağıdaki kaplandan korkmayı seçebiliriz. Peki sizce orada o güzelim çilek dururken o çileği yemek dururken neden kaplanlara odaklanalım ki?

SON SÖZLER

Bedenimi Kaybettim, son yıllarda izlediğim en iyi filmlerden biri. Filme puanım 8/10.
Kaderimizi değiştirmenin tek yolunun kendi sıradanlığımızın dışına çıkmak olduğunu iddia eden Bedenimi Kaybettim, aynı zamanda geçmişi ve geleceği bir kenara bırakıp şimdiye odaklandığımızda bedenimizi kaybetmeyeceğimizi iddia ediyor.

YORUM YAP

Arayış