JIM CARREY’NİN ANLAM ARAYIŞI

Jim Carrey’nin röportajlarını, ödül törenlerinde (ödül aldıktan sonra ya da bir ödülü açıklarken) yaptığı konuşmaları ya da talk show’larda ettiği lafları dikkatli bir biçimde dinlediğinizde, kendisinin yalnızca bir komedyen olmadığını ve hep bir arayış içinde olduğunu görürsünüz.
Jim Carrey, bu arayışına 2016 yılındaki Altın Küre Ödülleri’nde net bir şekilde değinir.

SUNUCU: Karşınızda yakında gösterime girecek True Crimes filminden, iki Altın Küre kazanan Jim Carrey.

JIM CARREY: Teşekkürler.

Ben iki kez Altın Küre kazanan Jim Carrey.

Ben yatmaya giderken öyle herhangi bir insan gibi yatmam.

Ben, iki kez Altın Küre kazanan Jim Carrey olarak ihtiyacım olan uykuyu alırım.

Ve rüyalarımda öylesine rüya görmem. Hayır. Ben üç kez Altın Küre kazanan aktör olmayı görürüm.

Çünkü ancak o zaman yeterli olabilirim.

Ve sonunda bu gerçek olur.

Ve bu korkunç arayışa, sonunda beni tatmin etmeyeceğini bilsem de son verebilirim.

Jim Carrey’nin bu arayışa nasıl başladığını ise Jim and Andy belgeselinden öğreniyoruz. Belgesel, Jim Carrey’nin Andy Kaufman’ı oynadığı Man On The Moon filminin bir nevi kamera arkası. Belgeselde Jim Carrey’nin Andy Kaufman’a nasıl dönüştüğünü izliyoruz. Jim, kendini o role o kadar kaptırıyor ki yönetmen Milos Forman da dahil setteki herkes onu  Andy diye çağırıyor.
İşte Jim Carrey’nin anlam arayışına başladığı o an:

Mutlak kafa karışıklığının, mutlak hayal kırıklığının, tüm hayallerimin gerçek oluşunun ortasında bir yerlerde; oradaki herkesin sahip olmak istediği her şey elimde bulunup mutsuz olduğum o anda…

Jim and Andy Belgeselinden

jim-and-andy
Jim and Andy

Bu yazıda Jim Carrey’nin anlam arayışına ve bu arayışın Zen Budizm ve Tasavvuf’taki yansımalarına değineceğim.

BENSİZLİK (ANATMAN)

Jim Carrey, 2017 yılında katıldığı Jimmy Kimmel’in programında ise ilginç bir laf eder.

JIM CARREY: Jim Carrey gerçekten de harika bir karakter ve bu rolü (Jim Carrey rolünü) kaptığım için kendimi şanslı hissediyorum.

Jim Carrey bu programdan kısa bir süre sonra New York Moda Haftası’nda sunucu Catt Sadler’in sorularına ise varoluşsal cevaplar verir. 

JIM CARREY: İyiyim işte. Biliyorsun sen de bunların hiçbirinde en ufak bir anlam yok. Ben de gelebileceğim, katılabileceğim ve eğlenebileceğim en anlamsız şeyi bulmak istedim. Ve buradayım işte.

CATT SADLER: Ama biz buradakiler ikonları kutluyoruz.

JIM CARREY: Ve bu da gördüğüm en aşağılık amaç. İkonlarmış. İkonlara inanıyor musun? Ben inanmıyorum.

Ben kişiliğe inanıyorum. Senin var olduğuna da inanmıyorum ama havada harika bir koku var.

CATT SADLER: Şimdi sen belli ikonların değişiklik yaratma, farklı düşünme, cesur olma ve diğer zanaatkarlara ilham verme gücü olduğunu inanmıyor musun? Sen de onlardan birisin.

JIM CARREY: İkonlara inanmıyorum. Kişiliklere de inanmıyorum. Ben kişiliğin ve icadın ötesinde gizlenmiş bir huzura inanıyorum.

Giydiğin kırmızı kıyafetten ve senden de daha derin bir şeye inanıyorum. Bizlerin kendisi için dans eden enerji alanları olduğuna inanıyorum.

CATT SADLER: Ama Jim sen sırf bu etkinlik için çok şık bir şekilde giyinmişsin, bu da mı kazaydı?

JIM CARREY: Ben giyinmedim. Ve zaten “ben” diye bir şey de yok.

Jim Carrey, Jim And Andy belgeselinde ise artık çok nettir. Nihai yoldan bahseder.

Bence bazen insanlar tamamen karakterlerinde yaşıyorlar ve belki de kurtulmasını bilmiyorlar. Ya da başka bir yola, belki nihai yola girmeyi bilmiyorlar. Öyle yani.

Gezegeni terk etmelerini gerektiren nihai yola…

Karakterden çıkmak için yani.

Jim and Andy Belgeselinden

Jim Carrey kendi varlığını bir rol olarak gördüğünden bahsederken, “ben diye bir şey yok” derken ve nihai yoldan bahsederken aslında “bensizlik”ten (ayrı bir benliğin olmayışından) yani Zen Budizm’deki anatman’dan söz etmektedir.
Anatman Zen Budizm’deki 3 Dharma Mührü’nden yani Geçicilik, Bensizlik ve Nirvana’dan biridir.

Bensizlik mucizevi bir şey. Bir çiçeğe yakından baktığımızda, onun toprak, güneş, mineraller ve bahçıvan gibi çiçek-olmayan öğelerden meydana geldiğini görürüz. Yeterince derin bir şekilde baktığımızda ise tüm kainatın bu mucizeyi oluşturmak için bir araya geldiğini görürüz.

Çiçek; uzay, zaman, güneş, yağmur ve hatta senin bilincin gibi kainatın tüm öğelerinden oluşmaktadır.

Ama o çiçek, tek bir şeyden yoksun. Ayrı bir varlıktan…

Çiçek, “o” diyebileceğimiz herhangi bir varlığa sahip değil.

Biz de o çiçek gibiyiz. Her birimiz, insanlık bahçesinde mucizevi birer çiçeğiz.

Kendi içine dikkatli bir şekilde baktığında, her şeye sahip olduğunu göreceksin.

You Are Here: Discovering the Magic of the Present Moment

Thich Nhat Hanh, Melvin McLeod, Sherab Chodzin Kohn

Sayfa: 107

YAŞAM DÖNGÜSÜ (SAMSARA)

Jim Carrey, yine aynı Jimmy Kimmel’in programında ölüm-yaşam döngüsünden yani Zen Budizm’deki samsara’dan bahseder.

JIM CARREY: Eskiden dünyayı deneyimleyen birisiydim, şimdiyse dünyanın ve evrenin beni deneyimlediğini hissediyorum.

Burada samsara’yı reenkarnasyon gibi, yani kişinin bireysel ruhunun o öldükten sonra yeni bir bedende tekrar hayat bulması olarak düşünmemek lazım. Samsara’yı ben; tek bir özün yani tek bir ruhun yaşamı, farklı canlılarda sürekli deneyimlemesi olarak görüyorum.
Biz, vücut bulduğumuz bu bedende; sanki çevremizdeki varlıklardan bağımsız ayrı birer “biz” varmışız gibi hareket ediyoruz.
Sizce bir dalga, kendini okyanustan ayrı görebilir mi?
Yükselen dalgaya doğum, alçalan dalgaya da ölüm dersek biz; dalgalar vasıtasıyla hayat bulan bir okyanusuz aslında. 
Okyanusun, tüm bu dalgalarıyla yükselip alçaldığı döngüye ise samsara diyoruz.

Aynı bakış açısına Kul Nesimi’nin Haydar Haydar adlı eserinde de rastlarız.

Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi

Kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni”

Haydar Haydar – Kul Nesimi

Aynı bakış açısı Yunus’un Gel Gör Beni Aşk Neyledi adlı eserinde de vardır.

Gâh eserim yeller gibi

Gâh tozarım yollar gibi

Gâh coşarım seller gibi

Gel gör beni aşk neyledi

Yunus Emre – Gel Gör Beni Aşk Neyledi

Yunus burada; Tanrı’ya olan aşkın farklı şekillerde vücut bulmasına değiniyor. Vücut sözcüğü “vecit”ten gelir. Vecit ise “bir güzellik karşısında kendinden geçme” demek. Bizlerin şu hayatta vücut bulmasının nedeni, bir güzellik karşısında kendimizden geçmemiz.

Jim Carrey ise samsara’yı bambaşka bir alana taşıyor. Jim; Maharishi Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, samsara döngüsünü ölümsüzlük olarak kabul ediyor ve bunu harika bir şekilde egoya bağlıyor.

Gözlerimiz sadece gözlemci değil, onlar her zaman gördüğümüz önümüzdeki resimde ikinci bir hikaye anlatan yansıtıcılar.

Anlattıkları hikaye ise senaryosunu korkunun yazdığı ve taslak ismi “Hiçbir zaman yeterli olamayacağım” olan bir hikaye.

Onlar benim gibi bir insana bakacaklar ve diyecekler ki “Nasıl bu kadar yükseklere çıkabiliriz Jim?”

“Nasıl eve sığmayacak resimler yapabiliriz?”

“Nefes almadan nasıl bu kadar yükseklerde uçabiliriz?”

Bu, egonun sesi.

Ve onu dinlersen, ne elde edersen et; daima senden daha iyi yapan birisi olacak.

Ego, senin huzura ermeni engelleyecek.

Ve sana diyecek ki “Dünyaya silinmez bir iz bırakmadan duramazsın, ölümsüzlüğe ulaşmadan duramazsın!”

Ölümsüzlük, ne kadar da yanıltıcı değil mi?

Egonun bizi zaten sahip olduğumuz bir şeyle ayartması…

Jim Carrey – Maharishi Üniversitesi Mezuniyet Töreni Konuşması

Ten sureti gidiversin, ben o suretten ibaret değilim ya. Ben baki oldukça suret eksik olmaz elbet.

Mesnevi – Mevlana

Cilt III – 3934; Sayfa 385 – Doğan Kitap

Çeviri: Veled Çelebi

NİRVANA (HİÇLİK, ÖLÜM-YAŞAM DÖNGÜSÜNDEN KURTULMA)

Jim Carrey, Jimmy Kimmel’ın programında Jimmy’nin “Hayat nasıl gidiyor?” sorusuna oldukça farklı bir cevap verir.

JIMMY KIMMEL: Hayat nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı?

JIM CARREY: Evet çok güzel. Gerçekten de öyle. Özellikle ondan yoksun olduğumda.

Jim Carrey, Jim and Andy belgeselinde ise hepimizin hasret çektiği o şeye değinir.

Aslında hasretini çektiğimiz şey, kendi yokluğumuz.

Nihayetinde, ölünce olanlara hasretiz:

“Ne? Artık bunu (yaşarken karşılaştığım, çözmek sorunda olduğum o problemi) dert etmem gerekmiyor mu?”

Jim and Andy Belgeselinden

Jim Carrey’nin burada “yokluk”la kastettiği şey; Üç Dharma Mührü’nden biri olan nirvana’dır. Nirvana herhalde Zen Budizm’le ilgili günlük hayatımızda en çok  yer edinen Budizm terimidir. Ve her nedense nirvana, ulaşılacak bir makam ya da bir seviye olarak görülür. Gerçi ben de henüz lisedeyken Zen Budizm’le ilgilenmeye başladığım ilk zamanlarda nirvana’yı böyle görüyordum. Hatta yıllıkta arkadaşlarım için yazdığım yazıları “bir gün nirvana’ya ulaşması dileğiyle” diye bitiriyordum.
Nirvana, -benim de bir zamanlar zannettiğim üzere- bir seviye ya da mertebe değil; bir durumdur. Yok olup, ölüm-yaşam döngüsünden yani samsara’dan kurtulmaktır.

Zen ustası Thich Nhat Hanh, nirvana’yı en basit anlamıyla şöyle anlatır:

Pek çok sutra’da (deyişte) Buddha, nirvana’nın yani acıdan ziyade fikirlerimizi ve kavramları tamamen ortadan kaldırmaktan aldığımız neşenin Üç Dharma Mührü’nden biri olduğunu öğretmiştir.

The Heart of the Buddha’s Teaching: Transforming Suffering into Peace, Joy, and Liberation (Kindle Edition)

Thich Nhat Hanh

Loc: 396

Nirvana yok olmaktır. Her şeyden önce, tüm görüşler ve kavramlardan kurtulmaktır. Şeyler hakkındaki görüşlerimiz, onlara gerçek anlamda dokunmaktan alıkoyar bizi.

Bir güle gerçekten de dokunmak istiyorsan tüm düşüncelerimizi yok etmeliyiz.

The Heart of the Buddha’s Teaching: Transforming Suffering into Peace, Joy, and Liberation (Kindle Edition)

Thich Nhat Hanh

Loc: 1937

Doğada, her şeyin temeli sayılabilecek bir terim vardır. Bu terim nirvana’dır. O da yok olmak demektir.

Nirvana tüm kavramlardan ve kavramların neden olduğu acıdan kopmaktır. Doğum düşüncesi ve ölüm düşüncesi sana oldukça acı çektirir. Biz, olmamayı oldukça korkutucu bir kavram olarak görürüz. O zaman lütfen bu kavramdan da kurtul.

 You Are Here: Discovering the Magic of the Present Moment (Kindle Edition)

Thich Nhat Hanh, Melvin McLeod, Sherab Chodzin Kohn

Sayfa 111

Alan Watts, Nirvana’yı bambaşka bir şekilde yorumlar.

Budizm, değişimin güzelliğini bir müzik gibi görür. Bir bestedeki herhangi bir notaya ona tahsis edilen süreden daha fazla basıldığında, melodi kaybolur. İşte bu nedenle Budizm şu iki ifadeyle özetlenebilir: “Bırak gitsin” ve “devam et”.

Kendin için, süreklilik için, belirli şartlar için o istediklerini bırak; hayatla birlikte aynı yönde ilerle.

Burada kazanılan bakış açısına Nirvana denir. 

Become What You Are: Expanded Edition

Alan W. Watts

Sayfa 60

Nirvana, Mesnevi’de “doğruluk” olarak yer alır.

Kadın dedi ki: “Doğruluk; varlığından tamamıyla çıkıp arınarak, isteğini terk etmendir.”

Mesnevi – Mevlana

Cilt I – 2703; Sayfa 118 – Doğan Kitap

Çeviri: Veled Çelebi

Yine Mesnevi’deki bir hikaye bize Nirvana’nın en net tanımlarından birisini yapar. Nirvana, gönlü cilalamaktır.

Rum halkıyla Çinlilerin ressamlıkta bahse girişmeleri:

Çinliler “Biz daha mahir ressamız, dediler. Rum halkı da dedi ki: “Bizim maharetimiz daha üstündür.”

Padişah “Sizi imtihan edeceğim; bakalım hanginiz  davasında haklı?” dedi.

Çinlilerle Rum diyarı ressamları hazırlandılar; Rum diyarı ressamları ilimlerine daha vakıf kişilerdi.

Çin ressamları “Bize bir hususi oda verin, bir oda da sizin olsun” dediler.

Kapıları karşı karşıya iki oda vardı. Bir tanesini Çin ressamlar aldı. Öbürünü de Rum ressamları.

Çinliler, padişahtan yüz türlü boya istediler. Yüce padişah bunun üzerine hazinesini açtı.

Çinlilere her sabah hazineden boyalar verilmekteydi.

Rum ressamları “Pas gidermekten başka, ne resim işe yarar ne boya!” dediler.

Kapıyı kapatıp duvarı cilalamaya başladılar. Gök gibi tertemiz, sâf ve berrak bir hale getirdiler.

İki yüz çeşit renge boyanmaktansa renksizlik daha iyi. Renk bulut gibidir. Renksizlikse ay.

Bulutta parlaklık ve ziya görürsen bil ki yıldızdan aydan ve güneştendir.

Çinli ressamlar işlerini bitirdiler. Hepsi de yaptıkları resimlerin güzelliğine sevinmekteydiler.

Padişah kapıdan içeri girip odadaki resimleri gördü. Hepsi akıldan, idrakten dışarı, fevkalâde güzel şeylerdi.

Ondan sonra Rum ressamlarının odasına gitti. Bir Rum ressamı, karşı odayı görmeye mâni olan perdeyi kaldırdı.

Öbür odada Çin ressamlarının yapmış oldukları resimlerle nakışlar, bu odanın cilâlanmış duvarına vurdu.

Orada ne varsa burada daha iyi göründü; resimlerin aksi, âdeta göz alıyordu.

Oğul Rum ressamları sufilerdir. Onların; ezberlenecek dersleri kitapları yoktur.

Ama gönüllerini adamakıllı cilalamışlar, istekten, hırstan, hasislikten ve kinlerden arınmışlardır.

Mesnevi – Mevlana

Cilt I – 3467-3485; Sayfa 138 – Doğan Kitap

Çeviri: Veled Çelebi

Jim Carrey, gönlünün cilalanması gerektiğine Jim and Andy belgeselinde değinir.

Hiçbir şey istemiyorum. En çılgın yanı da bu. Ve bu, Amerika gibi bir yerde çok garip kaçıyor, hiçbir hırsımın olmaması. Gerçekten yok.

Hiçbir yere gitmeme gerek yok. Bu artık beni büyülüyor. Yok olmak.

Jim and Andy Belgeselinden

Batı dünyasının kendini gerçekleştirme yolu tamamen bir şeyi çok istemek üzerine kurulu. Doğununki ise tüm isteklerinden, arzularından kurtulmak üzerine. Çok ilginç değil mi, doğu ve batı düşüncesi arasında bu kadar fark olması? Aynı konuya bu kadar farklı bakmaları… Sanki, aynı gezegende yaşamamıza rağmen 2 ayrı güneş sisteminde gibiyiz. Farklı şeylerin etrafında dönüyoruz.

Tasavvuf, nirvana’yı yani isteksizliği bir rehber olarak görür.

Muratsızlık (isteksizlik), cennete kılavuzdur.

Mesnevi – Mevlana

Cilt III – 4467; Sayfa 397 – Doğan Kitap

Çeviri: Veled Çelebi

Tasavvuf’ta Nirvana’da olmak aynı zamanda perdeyi aralayıp sanatı ve sanatçıyı bir arada görmektir.

İş sahibi, iş yurdunda gizlidir. Yürü, onu ancak iş yurdunda apaçık görürsün.

Madem ki iş, sahibine bir hicap (perde) olmuştur; ş̧u halde onu işinden başka bir yerde göremezsin.

Madem ki iş yurdu; iş sahibinin mekanıdır, dışarıda kalan gafildir.

O halde iş yurduna, yani yokluğa gel ki sanatı da sanatkarı da bir arada göresin.

Madem ki iş yurdu; apaçık görüş yeridir, tabii iş yurdundan dışarısı da hicap mahallidir.

Mesnevi – Mevlana

Cilt II – 759-763; Sayfa 192 – Doğan Kitap

Çeviri: Veled Çelebi

BİRLİK

Jim Carrey, Maharishi Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmasında kendini nasıl gördüğünden ve dönüşümünden bahseder. Bu dönüşüm Jim Carrey’nin var olan her şeyi “bir” olarak görmesini sağlar.

Eskiden Jim Carrey’nin olabileceğim tek şey olduğunu düşünürdüm.

Titreşen bir ışık…

Danseden bir gölge…

Maskelerin altında adını siz söyleyin görkemli bir hiç…

Mağaralarda ve alelacele kazılmış kuyularda barınak arayan birisi.

Aynada hedefini arayan ve kendi oklarından yaralanmış bir okçu…

Bana verilen ve vücut denen bu araçta yaratılışı deneyimlerken; derimin bittiği yerde benim de sona erdiğimi düşünürdüm.

Ve bir türlü de aracın spor modeli var mıydı diye de soramadım.

Sonuçta ödünç alınan ve iade edilmesi gereken bir şeydi bu.

Ve sonra öğrendim ki bu aracın dışındaki her şey de benim bir parçammış.

Ve böylece, dönüşebilen (üstü açılıp kapanabilen) bir araba kullanabiliyorum.

Jim Carrey – Maharishi Üniversitesi Mezuniyet Töreni Konuşması

KUCAKLA

Jim Carrey, Maharishi Üniversitesi’nde yaptığı mezuniyet konuşmasında, “Hayat size olmaz; sizin için olur” der.

Hayat size olmaz. Hayat sizin için olur.

Bunu nereden mi biliyorum? Bilmiyorum, ama ses çıkarıyorum ve önemli olan da bu.

Bunu yapmak için buradayım.

Bazen önemli olan tek şeyin bu olduğunu düşünürüm.

Bilirsiniz işte, bizler burada birbirimize bizden daha büyük bir benliğin parçası olduğumuzu hatırlatmak için buradayız.

Jim Carrey – Maharishi Üniversitesi Mezuniyet Töreni Konuşması

Truman Show
Truman Show

Jim Carrey bu sözleriyle Tasavvuf’taki yaşanılan her şeyin kucaklanması gerektiği öğretisine kucak açar.

Takdir yüzünden kaybettiğin şeyler, muhakkak senden belayı giderir… Bunu böyle bil!

Tasavvuf nedir diye bir uluya sordular da dedi ki: Sıkıntı zamanı, gönülde neşe, ferah bulmak!

Tanrı’nın verdiği mihnet ve cefayı da Peygamber’in pabucunu kapan tavşancıl say.

Tavşancıl, Peygamber’in ayağını yılan sokmasın diye pabucu kaptı. Toza, toprağa bulanmamış̧ akla ne mutlu!

Tanrı, “Kaybettiğiniz şeylere eseflenmeyin, hatta kurt gelse de keçinizi yese bile” buyurdu.

O bela, daha büyük belaları defetmek, o ziyan daha dehşetli ziyanları menetmek içindir.

Mesnevi – Mevlana

Cilt III – 3260-3264; Sayfa 368 – Doğan Kitap

Çeviri: Veled Çelebi

ÖNEMSİZLİK

Jim Carrey, birçok konuşmasında ne kadar önemsiz olduğumuza değinir. 

Bunlar önemli ödüller.

Bu şekilde düşünmenizi istemiyorum ama bir gün Güneş Sistemi’miz havaya uçtuğunda bizi ya da insanlık tarihine ait herhangi bir şeyi çıplak gözle bulamayacaksınız. Ama yine de bizim açımızdan bu ödüller çok büyük.

Jim Carrey – 2016 Altın Küre Konuşması 

Jim Carrey, New York Moda Haftası’nda verdiği “tuhaf” röportajda önemsizliğimizi bir adım ileri taşır. Önemsizliğimiz bir problemden ziyade, çok güzel bir haberdir.

CATT SADLER: Dünyamızda neler oluyor Jim?

JIM CARREY: Olan şey şu: Bu dünya bizim değil. Bizim bir önemimiz yok. Yok işte. Ve bu güzel haber.

SON SÖZLER

Sıklıkla “Keşke tüm insanlar hayallerine, zenginliğe, şöhrete kavuşsa da böylece kendilerini bir bütün hissedecekleri yerin orası olmadıklarını görseler” diye dilerim.

Jim Carrey – Maharishi Üniversitesi Mezuniyet Töreni Konuşması

Jim Carrey hayallerin, zenginliğin ve şöhretin getirmediğini düşündüğü “bütünlüğü”; bensizlikte, hiçlikte (yok olmakta), kendisini var olan her şeyle “bir” olarak görmede ve yaşanılan her şeyi kucaklamakta buluyor diyebilirim.

Jim Carrey

* Kapak fotoğrafı, Jim Carrey’nin I Need Color belgeselinden alınmıştır.

Showing 3 comments
  • Niagara
    Cevapla

    Çok güzel yazmışsınız bilgi vermişsiniz teşekkür ederim. Doğu felsefeleriyle ilgileniyormuşsunuz peki hiç Kızılderililerin felsefelerine baktınız mı kültürlerine, inançlarına.. Kızılderililerin inançları kültürleri harikadır bilge ve kadim halktırlar.

    • Ömer Ceran
      Cevapla

      Teşekkürler.
      Kızılderililere olan ilgim daha çok mitleri üzerine. Ama genel olarak Kuzey ve Güney Amerika yerlilerinin bakış açılarının yöntemleri farklı olsa da Budizm, Taoizm ve Sufizm’e çok benzerlik taşıdığını söyleyebilirim. Özellikle “birlik” ve “yolda olmak” üzerine neredeyse aynı şeyi söylüyorlar.

      • Niagara
        Cevapla

        Kızılderililer hakkında kültürü veya inançları hakkında ne olursa bir yazı yazarsanız okumak çok isterim. Türkçe kaynak olarak Kızılderililer hakkında inançları kültürleri ve mitleri gibi konularda ne yazık ki türkçe bir kaynak yok içeriklerin neredeyse tamamı ingilizceden oluşuyor.

YORUM YAP

ARAYIŞ